Dil Eğitiminde  Bütüncül Fiziksel Tepki Yöntemi

Dil Eğitiminde Bütüncül Fiziksel Tepki Yöntemi

Türkiye’de eğitim görmüş bireylerin neden yabancı dili akıcı şekilde konuşamadığı hepimizin günlük sohbetlerinin konusu olmuştur. Bu sohbetlerin bazıların da hatanın eğitim sistemimizdeki yanlışlardan kaynaklandığı, ezberci yöntemlerle dil eğitimi verilmeye çalışıldığı gibi yorumları pek çoğumuz duymuşuzdur. Aslında bu çıkarımların çok da yanlış olmadığı bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. James J. Asher’ın Hareketler Yardımıyla Yabancı Dil Öğrenimi – TPR kitabı ile ortaya attığı yaklaşım, son 60 yıldaki uygulamaları ve başarılı sonuçlarıyla kendini kanıtlamıştır. Bu sebeplerden dolayı yabancı dil eğitiminde en temel tekniklerden birisi TPR olarak kabul edilmektedir. Peki nedir bu TPR?

TPR’ın asıl mantığı, insan oğlunun var olduğu günden beri bebeklerin anne ve babalarından ana dillerini nasıl öğrendiklerine göre şekillenmiştir. Buna göre bebekler öncelikle anlama (comprehension) ile dili öğrenirler. Bu süreçte anne ve babaların devamlı olarak tekrar ettikleri ve uyguladıkları hareketleri kavramaya ve anlamaya başlarlar. Bu süreç içerinde konuşma gerçekleşmez. Fakat bebeklerin konuşulanlarını anladıkları, istenilen şeylere doğru tepkiler verdikleri görülmüştür. Konuşma ise anlama sürecinin sonunda kendiliğinden gerçekleşir. Bu süreçte bebekler, hareketler ile dilin unsurları olan sesleri eşleştirirler. Bu işlemler beynin sağ bölümü tarafından gerçekleştirilir. Tamamen doğal olarak, ilave çalışmaya, kelime ezberlemeye, gramer öğrenmeye, sınavlara girmeye gerek kalmadan dili kendi doğal süreci içinde önce anlarlar sonra da konuşurlar. İşte bu doğal süreç TPR yönteminin baz aldığı ana bilimsel kaynaktır.

Klasik yabancı dil eğitiminde kullanılan kelime ezberletme, gramer kurallarını anlatarak çocukların kalıplara sokulması, listeler halinde konuşma kalıplarının tekrar ile öğretilmeye çalışılması genellikle beynin sol lobunu, çok az da sağ lobunun kullanılmasını sağlar. Bu süreçte beyine aşırı yüklenildiği için öğrenme sürecinde yavaşlama meydan gelir. Öğrenilen bilgiler ise kısa hafızaya atılır ve genellikle de ders bitmeden unutulur. Öğrenciler kendilerine tamamen yabancı chair-desk-book gibi kelimeleri içselleştiremezler. İlk defa duydukları bu kavramlar onlar için hiçbir şey ifade etmemektedir. Dolayısıyla öğrenme gerçekleşmez.

TPR bu sorunu bir bebek ana dilini nasıl öğreniyorsa yabancı dili de her bireyin aynı şekilde öğrenmesi gerektiğinden yola çıkarak çözer. Buna göre öğretmen aynı anne-baba gibi hareketleri yaparken dili kullanır. Ayağa kalkarken – stand up der. Bunu defalarca gerçekleştirir. Bu şekilde öğrenci o hareketi kendisi de yaparken ‘stand up’ sesini duyar ve onun ayağa kalkmak olduğunu uygulayarak-yaşayarak anlar. Bu ve benzeri uygulamaları öğretmen belli sayıda yaptıktan sonra artık öğrenci aktif olarak uyguladığı, gördüğü ve duyduğu sesleri içselleştirir ve anlamını kavrar. Artık öğretmen stand up dediğinde öğrendiği hareketi uygulamaya başlar. Bir sonraki aşama olan konuşma ise bu ve benzeri temel kavramların iyice yerleşmesinden sonra yine aktivitelerle kendiliğinde ortaya çıkacaktır.

Yabancı dil öğretiminde TPR uygulamaları vücut dili, el-yüz ve mimik hareketleri ile uygulanır. Yabancı dilin unsurları öğrenciye gösterilerek onun hareketi yapması istenerek gerçekleştirilir. Bu sayede pekiştirilen temel seviyeden sonra üzerine klasik dil öğretim yöntemleri de belli oranlarda kullanılacaktır. TPR uygulamaları sadece çocuklara yönelik bir eğitim metodu değildir. Her yaştan yabancı dil öğrenmek isteyen bireyler TPR ile çok daha hızlı ve kolay öğrenebilirler.

Bu kapsamda TPR uygulamalarının prensiplerine kısaca değinelim:

İkinci dil öğrenimi aynı ana dilde olduğu gibi doğal sürecin tekrarıyla mümkün olabilir. Dolayısıyla dilin unsurları ancak hareketler yardımıyla karşı tarafa aktarılabilir.

  1. Konuşmadan önce dinleme ve anlama kabiliyetleri gelişmelidir. Konuşma bu sürecin sonucunda kendiliğinden gelişecektir.
  2. Hareketler, vücut dili ve konuşma ile öğretime çocuklar daha iyi tepki vermektedir. Böylece dilin öğrenimi son derece hızlı gerçekleşmektedir.
  3. Öğrenciler görerek ve hareketleri tekrar ederek daha kalıcı kelime öğrenebilirler. Bu sayede dil öğretimi monotonluktan uzaklaşırken son derece eğlenceli ve keyifli bir hal almaktadır. Bu süreci bir oyun olarak algılayan çocukların motivasyonu yükselmekte buda dil öğrenimini hızlandırmaktadır.

Peki neden VIPTalkers olarak derslerimizde TPR tekniğini uyguluyoruz?

Çünkü;

  1. TPR tekniği ile dersler son derece eğlencelidir. Monoton ders ortamı yerine eğlenceli ve aktif bir öğrenme ortamı sağlanır.
  2. Son derece akılda kalıcı ve öğreticidir. Dilin unsurları öğrenciler tarafından yaşanarak öğrenildiği için unutma gerçekleşmez.
  3. Hareketler ve vücut dili ile öğrenme gerçekleştiği için öğrenciler anlatılmak istenen konuyu son derece net anlarlar.
  4. Alışagelmiş ve tekdüze öğretim tekniklerinden sonra öğrencilerin motivasyonu yükselir, dil öğrenimine ilgileri artar ve derslere katılımları üst seviyede olur.

Yabancı dil öğrenmek doğru teknikler uygulandığında aslında hiçte zor değildir. Ben hiçbir bebeğin kelime öğrenemiyorum diye ağladığına şahit olmadım. Çünkü dili doğal yollarla, anne-babalarının hareketlerini seslerle eşleştirerek öğrenirler. Aynı tekniğin insanlar büyüse, yaş alsalar da aynı derece etkili olduğu son 60 yılda yapılan TPR uygulamalarında görülmüştür.

Bu sebeple VIPTalkers; dil öğretiminde uzman eğitim kadrosuyla TPR tekniğini kullanarak eğitim vermektedir. Öğretmenlerimizin tamamı bu konuda eğitimli ve sertifikalıdır (TEFL-TESOL).

Çocuğunuz veya kendiniz, eğer dili doğal yöntemleriyle ve kolay şekilde öğrenmek istiyorsanız doğruluğu bilimsel yöntemlerle kanıtlanmış TPR tekniği ile eğitim verilen VIPTalkers sizin için hazır!

 

Kaynaklar:

https://files.eric.ed.gov/fulltext/ED028664.pdf

https://core.ac.uk/reader/71396210

http://www.teachingenglish.org.uk/article/total-physical-response-tpr

 
Etkili Öğrenme Süresi: 25 Dakika

Etkili Öğrenme Süresi: 25 Dakika

Ders süresi her eğitimcinin üzerinde düşündüğü, kafa yorduğu bir husustur. Etkin öğrenme ve konsantrasyon için ders süresinin ne kadar olması gerektiği konusunda hala farklı görüşler ve uygulamalar mevcut. Burada en önemli sorun ders süresi ile yetiştirilmesi gereken müfredatın örtüştürülmesidir elbette. Dolayısıyla örgün eğitim kurumlarında ders süresi genelde 30-45 dakika arasında uygulanmaktadır ki eğitim konusunda bir adım önde olan ülkeler öğretmenlerini müfredat konusunda sıkıştırmak yerine temel anlamda öğrenciye verilmesi gereken eğitimi belirleyip ders süresinin kararını eğitmene bırakmaktadırlar. Bu anlamda öğretmenler ders süresini konu bazında değerlendirip basit ve konsantrasyon dağıtmayan konularda dersi 50 dakikaya kadar uzatmakta, daha zor ve bilişsel alan konularında dersi en fazla 30 dakika ile sınırlandırmayı tercih etmektedirler.

Ders süresi ile ilgili bir diğer husus da öğrencinin konuya olan ilgisidir. Araştırmalar göstermiştir ki hangi ders olursa olsun tüm yaş grubu öğrenciler dersin ilk 5 dakikasında %5-10 civarında bir ilgi ile derse dikkatini vermektedir. Dolayısıyla eğitimciler aslında değersiz kabul edilebilecek bu ilk 5 dakikayı öğrencinin ilgisini çekmek ve derse ısındırmak için kullanmaktadır. Müteakiben esas konuya geçiş yapılmakta ve öğrencinin dikkatini artırdığı bölümde bilgi akışı yoğunlaştırılmaktadır. Dersin içeriğine göre bu bölüm öğretmen inisiyatifinde öğrencinin konsantrasyonu devam edene kadar uzatılır ama ne olursa olsun 20 dakikayı geçmemesine dikkat edilir. Zaten 20 dakikalık bir ders temposundan sonra dikkat dağılmaya ve ilgi azalmaya başlayacaktır. Bu sürenin sonunda en az 5 dakika ara verilmesi ve bu 5 dakikalık arada öğrencinin farklı bir aktivite içinde bulunması kaliteli öğrenme için gereklidir. Eğer öğrenci kendini hazır hissederse 2 veya 3’üncü bir 25 dakikalık periyot ile derse devam edilebilir.

Daha önce de bahsedildiği gibi ders süresi ile ilgili farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Peki yabancı dil eğitiminde ders süresi ne olmalıdır? VIPTalkers ekibi, yabancı dil eğitiminde marka olan profesyonel eğitim kadrosu ile sürenin 25 dakika olmasında karar kılmıştır. Çünkü farklı bir dil öğrenmek isteyen öğrenci derse başladığı anda beynin günlük hayatta hemen hemen hiç kullanmadığı dil öğrenme merkezine bilgi yüklemesi yapmaktadır. Dil öğrenme merkezi beynimizin sol lobunda bulunur ve matematik, mantık, analiz gibi doğrudan bilişsel işlevlerin yürütüldüğü bölümdür. Dolayısıyla farklı bir dil öğrenmek aslında zor ve ayrı bir çaba gerektiren bir işlemler bütünüdür. Bu sebeple yabancı dil ile ilgilenmeye başladığınızda ara vermezseniz kısa süre içinde bıkkınlık duygusu ağır basabilir. İşte bu sebeple www.viptalkers.com adresinde dersler 25 dakika ile sınırlandırılmıştır. Bu sayede aslında aynı konuları daha farklı bir teknikle kısa zamanda kavrayabildiğinizi fark edeceksiniz.

Yabancı dil eğitiminde olmazsa olmaz konulardan biri de ısındırma (warming) bölümüdür. Çünkü gündelik hayatta kullanmadığımız dil öğrenme merkezine yoğun bir ders program ile giriş yapmak bir anlamda soğuk duş etkisi oluşturmak demektir ki genelde çokça yapılan ve öğrencinin çabucak bıkkınlığa düşmesine sebep olan bir hata olarak karşımıza çıkmaktadır. Isındırma yabancı dil ile -hangi seviyede olursa olsun- ilgilenen insanların mutlaka uygulaması gereken bir kuraldır. Bu sebeple konunun uzmanları önemli yabancı dil sınavlarından önce mutlaka o dile ait 1-2 sayfa düz okuma yapılmasını ve bu okumadan sonra sınav anına kadar mümkün mertebe anadilin kullanılmamasını salık vermektedir.  Bu durumu yoğun bir spor aktivitesinden önce yaptığınız ısınma hareketlerine benzetmek de mümkündür. Zaten ısındırma yapmadığınız bu 5 dakikalık süreyi siz istemeseniz de beyninizin dil öğrenme bölgesi otomatik olarak yapacak ve yabancı dil ile ilgili tam öğrenme 5’inci dakikadan sonra başlayacaktır.

Son olarak klasik bir öğrenme ortamında öğretmen ve öğrenci iletişimi daha farklı olmakta ve öğretmenin yakında bulunması ister istemez öğrenci ilgisi üzerinde olumlu bir etki oluşturmaktadır. Bu sebeple klasik dersler 30-40 dakika bandına kadar çıkarılabilmektedir. Ancak online eğitimlerde sürenin bu kadar uzun olması aslında işlenecek konunun yarısının öğrenci tarafından anlaşılmayacağı anlamına gelir. Yabancı dil eğitiminde temel amaç dili sevdirmek ve öğrencinin dil ile yaşamasını sağlamaktır. Aksi takdirde kısa sürede bıkkınlık ve ters motivasyon unsurları baş gösterecektir. Şimdiye kadar belki birkaç kez başlayıp yarıda bıraktığınız yabancı dil eğitimlerinin temelinde bu ters motivasyon ve bıkkınlık rol almaktadır. Çünkü beynimizin dil öğrenme merkezinin başarısızlığa tahammülü yoktur. Eğer bıkkınlık ve motivasyon kaybı ile eğitimi yarıda bırakırsanız tekrar başlamak sizin için daha güç olabilir.

Viptalkers.com ekibi bilimsel veri, güncel eğitim metotları ve eğitim alanında biriktirdiği tecrübe ile ders içeriklerini oluşturmakta, yaş grubu ve seviyesi ne olursa olsun yabancı dil öğrenmeyi eğlenceli hale getirmektedir. Temel hedefimiz beynimizin dil öğrenme merkezini yormadan, bir bebeğin anadilini öğrendiği süreçlere benzer adımlar ile öğrencilerimizin eğitimine katkı sunmaktır. Bu hedefin temelinde de İngilizceyi sevdirmek ve öğrenciyi her ders sonunda bir basamak daha ileri taşımak yatmaktadır. Böylelikle VIPTalkers ile İngilizce dil eğitimi, her seviyeden ve yaştan katılımcı ile büyümekte ve genişlemektedir.

 
İngilizce Eğitiminde Yeni Bir Pencere: VIPTalkers

İngilizce Eğitiminde Yeni Bir Pencere: VIPTalkers

Giderek küreselleşen dünyamızda yabancı dilin önemi tartışılmaz bir gerçek haline gelmiş durumda. Özellikle medyanın ve internetin mesafeleri kısaltması, iletişim ve etkileşim hızını hayal edilemeyecek seviyelere çıkarması günlük yaşamda dahi yabancı dilin ve özellikle İngilizcenin karşımıza çıkmasını kaçınılmaz hale getirdi. Dünyadaki her iki iş anlaşmasından birinin, toplam internet içeriğinin dörtte üçünün İngilizce olduğu düşünüldüğünde aslında çok da yadsınacak bir durum yok gibi. Bugün ziyaret ettiğiniz herhangi bir web sitesinde, yeni çıkan teknolojik bir ürünün isminde, bilgisayar oyunlarının neredeyse tamamında ya da dünyayı kasıp kavuran ve altyazı ile takip ettiğimiz Hollywood dizilerinde hemen her gün İngilizce ile muhatap oluyoruz zaten.

İşte bu ve başka birçok sebepten ötürü, aslında ticaretin ve daha da önemlisi bilim ve teknoloji dilinin İngilizce olmasından dolayı tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler İngilizce eğitimine ayrı bir önem vermekte. Bu açıdan ülkemiz de bir istisna sayılmaz. Uzun yıllardır Eğitim sistemimiz yabancı dile önem veriyor. Bu sebeple hazırlık sınıfları oluşturuldu, ders sayıları artırıldı ve İngilizce eğitimi henüz ilkokuldan itibaren verilmeye başlandı.

İngilizce eğitiminin kalitesini artırmaya yönelik bunca gayret varken ulaşabildiğimiz sonuçların bizi tam anlamıyla tatmin ettiğini söylemek güç desem sanırım çok da yanılmış olmam. İlkokul 2’nci sınıftan başlayarak 12’nci sınıfa kadar 11 sene İngilizce dersi görmüş olan öğrencilerin İngilizce anlama ve konuşma yeterliliklerinin çok düşük seviyelerde kalmış olmasının sebepleri başlı başına bir araştırma konusu.

Elbette bu noktada çok farklı sebepler sayılabilir. Ancak kanaatimce bu sebeplerin en başında genel olarak yabancı dilin yapısının farklılığına ve yabancı dil öğrenmenin nasıl bir süreç olduğuna ilişkin bilgisizliğimiz yatmakta. Okul hayatı boyunca yıllarca İngilizce eğitimi almış öğrencilerden biri olan ben bunu önce yüksek lisans eğitimi için ABD’ye gittiğimde sonrasında ise birçok farklı milletten çalışanın olduğu ve ofis dili İngilizce olan bir şirkette çalışmaya başladıktan sonra ancak anlayabildim. Bunu biraz açalım isterseniz.

Yüksek lisans için ABD’ye gittikten sonra İngilizce seviyem kötü olmamasına karşı ilk başlarda iletişim kurmakta oldukça zorlandım. Sebebi gramer ya da kelime bilgisi açısından eksikliğim, konuşma pratiğimin olmayışı veya dinleme konusunda zayıf kalmam değildi. Kaldı ki uluslararası geçerliliği olan sınavlardan gayet yüksek notlar da almıştım. Sebep anadili İngilizce olan insanlar tarafından günlük hayatta konuşulan İngilizcenin bana öğretilen İngilizceden farklı olmasıydı. Aslında aynı şey Türkçe için de geçerli değil mi? Günlük hayatta kullandığımız dile baktığımızda tam anlamıyla dil kurallarına uyumun olmadığı, zaman zaman devrik cümlelerin kullanıldığını ve hatta özne-nesne-tümleç-yüklem gibi cümle temel taşlarından bazılarının eksik olduğu cümleleri görmemiz gayet sıradan. İşte aynı husus İngilizce için de geçerli. Ancak ne yazık ki bizim dile yaklaşımımız, bireysel olarak dahi, genellikle gramer ve kelime bilgisi odaklı. Ancak gerçek hayattaki İngilizce de gramer ve kelime bilgisinden çok daha fazlası var. Örneğin, anadili İngilizce olan bir ülkede kaç kere size “How do you do?” kalıbıyla “nasılsınız?” diye soran birini görebilirsiniz? Ya da “How are you?” diye sorulduğunda “Fine, thanks and you?” diyen birini. Cevap veriyorum, ben yaklaşık 5 senelik tecrübemde neredeyse hiç görmedim. Oysa yıllarca bu şekilde öğretilmemiş miydi bize? Bunu ancak bir Amerikalı bana “what’s up!” dediğinde gerçek anlamda verecek cevabın tam olarak ne olduğunu bilmediğimi gördüğümde fark ettim. İşte tam da bu yüzden dil yaşayarak öğrenilir. Buna ilişkin çözüm önerilerini yazının sonuna doğru bulabilirsiniz.

Yurt dışında çalışmaya başladığımda ilk fark ettiğim husus ise diğer milletlerden bazılarının, örneğin Almanların, Hollandalıların, Danimarkalıların vb İngilizceyi çok daha rahat ve güzel konuşabildiğiydi. Elbette eğitim sistemlerinin farklılığı, kültürel yakınlıklar vb bunda çokça etki sahibi ise de en az onlar kadar etkili bir başka husus daha var. Bunu bir Alman meslektaşımla sohbet ederken fark ettim. O gün e-maillerimi kontrol ederken Türkçe gelen bir e-maili merakından İngilizceye çevirmemi isteyen Alman arkadaşım, çevirinin uzun zaman almasından yakınınca ona isterse bir deney yapabileceğimizi söyledim. Kelimeleri cümle içindeki yerlerini hiç değiştirmeden bire bir doğrudan İngilizceye çevirdim ve ne kadarını anlayabildiğini sordum. Cevap dörtte birinden daha azdı. Aynı şeyi ona Almanca gelen bir e-maille test ettik. Sonuç mu? Bir paragraflık yazı içerisinde kelimelerin %70’den fazlası İngilizcede cümle içinde zaten olması gereken yerdelerdi. Sadece kelimelerin İngilizce karşılıklarını koysanız dahi paragrafın tamamı anlaşılır haldeydi. Bu şu demekti; biz dil yapımızdan kaynaklı, İngilizce konuşurken aklımızda çeviri yaparak konuşamayız.

Önümüzde iki çözüm var; ya önce cümleyi Türkçe kurup sonra onu İngilizce cümle yapısında nasıl ifade edebileceğimizi bularak konuşacağız ya da doğrudan İngilizce düşüneceğiz. İkinci seçenek elbette ideal olanı. Ancak zaman istediği de bir gerçek. Bu noktada önemli olan daha İngilizce eğitimine başlarken yukarıda anlattığım her iki durum için de farkındalığımızın olması. Yani şunu bilmemiz gerekir; İngilizceyi Türkçe gibi konuşamayız. İngilizceyi İngilizce gibi öğrenmemiz gerekir. Aynı çocukların konuşmayı öğrendiği gibi. Çocuklar konuşmayı taklit ederek öğrenir. Sürekli etrafını izler, konuşmaları kaydeder ve hangi durumda nasıl tepki verildiğini görür. Biraz dilbilgisi detayı olacak ama cümle kurarken bu “miş’li geçmiş zamanın hikayesi miydi?” ya da ben burada “miş’li geçmiş zaman mı yoksa di’li geçmiş zaman mı kullansam” diye düşünmez. Çünkü dili refleks olarak kullanır. Aynı anadili İngilizce olan 7 yaşında bir çocuğun bu “if clause 2 miydi 3 müydü?” diye düşünmeden konuştuğu gibi. İşte tam da bu yüzden İngilizce en iyi maruz kalınarak öğrenilir. Öncelikle dinleme ve okuma ama sonrasında mutlaka konuşma. Çünkü konuşma üretkenlik gerektirir, zihni zorlar ve öğrenmeyi daha kalıcı kılar. Benzer durumlarda kurulan cümlelere ne kadar fazla maruz kalırsanız gerçek hayatta karşınıza çıktığında o kadar az düşünerek ve gayret sarf ederek konuşursunuz.

Bahsettiğim bu yaklaşım, VIPTalkers’ın İngilizce eğitiminde temel aldığı yaklaşımdır. Gramer ve kelime bilgisi yanında öğrenciyi olabildiğince yüksek oranda İngilizceye (gerçek anlamda kullanıldığı şekliyle) maruz bırakmak ve İngilizcenin refleks haline gelmesini sağlamak, derslerde öğrenciyi pasif bir dinleyici konumundan dersin merkezindeki aktif öğe konumuna yükseltmek, sonucunda da İngilizce düşünmesini sağlayabilmek. VIPTalkers’taki eğitimin temelinde konuşma vardır. Çünkü yukarıda da değinildiği gibi konuşma aktif olarak dilin kullanımını sağlar. Bu sebeple dersler öğrencilerin olabildiğince çok konuşmasını sağlayacak şekilde dizayn edilmiştir. Bu sayede çok daha kısa sürede ve daha eğlenceli bir şekilde İngilizce öğrenmek mümkün olmaktadır. Unutmayın İngilizce bilmek sadece kelime anlamlarını veya dilbilgisi kurallarını bilmek değildir. Bilakis bunun çok ötesinde…

İngilizce Öğreniminde Native Speaker Etkisi

İngilizce Öğreniminde Native Speaker Etkisi

İngilizce öğrenmeyi kolaylaştıracak etkenlerin en başında ve tartışmasız en etkili olanı İngilizce öğrenimini ana dili İngilizce olan öğretmenlerle yürütmektir.

Öğrenme ile ilgli en önemli duyumuz işitme duyumuzdur. Öğrenmeye en çok katkı sağlayan duyumuzdur. Bazen farkında olmadan bir şarkının sözlerini ezberlediğimizi görürüz. Bunun sebebi dikkat etmeseniz de duyduğunuz şeylerin hafızaya o şekliye aktarılmasıdır. İngilizceyi de nasıl duyarsanız öyle öğrenir ve öyle konuşursunuz.

Ana dili İngilizce olan bir öğretmen, İngilizceyi sonradan öğrenen bir öğretmene göre doğal bir İngilizce konuşur ve native speakerdan İngilizce öğrenen kişilerin İngilizcesinin diğerlerine göre çok daha doğal olduğu görülür. Aksan ve telaffuz hataları en aza indirilmiştir. İngilizcenizdeki aksan ve telaffuz hatalarını ana dili İngilizce olan öğretmenler daha kolay tespit edip düzeltebilir. Bu da size hatalarınızı görme ve hızlıca düzeltme şansı verir.

Özellikle de söz konusu çocuklar olduğunda ana dili İngilizce olan bir hocanın etkisi çok büyüktür. Çocuklar ‘tabula rasa’ boş bir levha gibidir. Bu yüzden duyduğu İngilizceyi de aynı şekilde öğrenirler. Büyüdüğünde konuştuğu İngilizce ana dilinden ayırt edilemeyecek kadar düzgün olur.

Unutmayalım ki dil; matematik, dersi değildir. Yani gramer kurallarını hafızaya kazımak veya kelime ezberlemek yetmez. Her dil, doğduğu ülkenin karakteristik özelliklerini taşır ve kullanılan ülkelerin değişen kültürü ile birlikte dil de değişir, gelişir. O yüzden doğru telaffuzun dışında çok önemli bir diğer nokta ise “Native Speaker” bir öğretmenin size sadece o dili değil aynı zamanda o dile ait kültürü de aktarabiliyor olmasıdır. Böylece dili öğrenirken insanlarının o dili kullanma şeklini, kullanılan kalıpları, sosyal ilişkileri ve toplum kurallarını gibi hususları da öğretir ve bu dili konuşan insanlarla iletişiminizi üst seviyeye çıkarır. Dile hakimiyetiniz artar.

Yabancı dil öğrenme konusunda sıkıntı yaşanan diğer bir önemli konu ise yabancı biriyle konuşmaktan çekinmektir. Yanlış yapma korkusu, anlama sıkıntısı yaşama endişesi sebebiyle zorluklar yaşanmaktadır. Şunu unutmamalıdır ki konuşma sadece konuşarak öğrenilebilir. Dilin konuşulan bir şey olduğu ve konuşamadıktan sonra dil bilmenin birçok avantajından mahrum kalınacağı bilinmelidir. Native Speaker bir öğretmenle yapılan özel derslerde bu korkular geride bırakılmış olacak, gerekli olan konuşma antrenmanı da ziyadesiyle yapılmış olacaktır.

İngilizce Öğrenmenin ve Konuşmanın Faydaları

İngilizce Öğrenmenin ve Konuşmanın Faydaları

Ne demiş atalarımız: Bir Lisan, Bir İnsan. Evet, kendi konuştuğumuz ana dilimizin dışında bir yabancı dil daha biliyor olmak bize bir çok fayda sağlayabilir. Yabancı bir dil bilmenin; yeni bir işe girmek, yabancı bir ülkede rahatça seyahat edebilmek, gerektiğinde çalışabilmek ve yabancı basını takip edebilmek gibi birçok faydası bulunmaktadır. Peki neden İngilizce? Bugün İngilizce dünyada en fazla konuşulan dil olmamasına rağmen, 53 ülkenin resmi dili olup, 400 milyon civarında insan tarafından konuşulmaktadır. Ayrıca bilimin dili ve uluslararası ortamlarda yabancı ülke insanlarının kendi arasında konuşabildiği bir dildir. İngilizce konuşabilmek sadece ana dili İngilizce olanlarla değil, aynı zamanda diğer ülke insanları ile konuşup anlaşabilmek için fırsatlar doğurur.

Havacılığın dili de İngilizcedir. Bugün bir Danimarkalı bir pilot, Türkiye hava sahasından ve herhangi bir ülkenin hava sahasından geçerken, yer kontrol unsurları ile İngilizce konuşması ve anlaşması gerekmektedir. İstanbul Eminönü’nde dolaşırken size bir turistin soracağı soru büyük bir ihtimalle İngilizce dilinde olacaktır. Mesela, Arap ülkelerinden ülkemize gelmiş bir turistin de size adres sorarken ingilizceyi kullanması büyük bir ihtimaldir. Bu örneklerden şu sonuca varmak pek te yanıltıcı olmayacaktır: Uluslararası ortamlarda konuşma ve anlaşmanın dili İngilizcedir.

Uluslararası birçok şirketin kendi çalışanları arasında ve diğer firmalarla yazıştığı, konuştuğu, anlaştığı dil de İngilizcedir. Bugün menşei hangi ülke olursa olsun, uluslararası bir firmada çalışmak istiyorsanız, İngilizceyi çok iyi kullanmak, konuşmak ve yazmak zorundasınız.

Sinemayı seviyorsanız, müzik dinlemekten hoşlanıyorsanız, NBA basketbol ligini takip ediyorsanız, yine İngilizce dilini bilmeniz, sizi daha fazla eğlendirebilir. Birçok Sinema filmi ve popüler şarkılar da İngilizcedir. İnternette aradığınız bir kaynağa, bir bilgiye yine İngilizce bilerek ulaşma şansınız daha fazladır. Örneğin bir bilgiyasar programcısı, yazılım esnasında karşılaştığı bir sorunun çözümünü, Google gibi arama motorlarına İngilizce yazarak bulabilmesi daha olasıdır.

İngilizcenin bu denli kabul görmesi ve hemen hemen her alanda kullanılmasının bir çok nedeni bulunmaktadır. Bunların arasında en önemlisi, teknolojik ilerlemenin ve bilimsel gelişmeleri kaydedenlerin bu dili kullanmasıdır. Biz de isterdik ki kendi ana dilimiz hem bilimin, hem iş dünyasının hem de eğlence dünyasının genel geçer bir dili olsun. Ancak, şu an için dünya insanlarının bir çok alan için üzerinde karar kıldığı dil İngilizcedir. Bugün İngilizceyi daha iyi anlayıp, okuyup konuşmamız kendimize hem bireysel hem de toplumsal anlamda katkılar sunacaktır.

×